Sebe halkı: Nimetleri hâlâ görebiliyor muyuz?

Hamd Allah'a mahsustur. Salât ve selâm Allah'ın elçisine ve onun yolundan gidenlere olsun.

Yüce Allah mealen şöyle buyurur: ‘Sebe halkının yurdunda bir ibret vardı: Sağlı sollu iki bahçe. Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir belde ve çok bağışlayan bir Rab!’ [1]

Kıymetli kardeşlerim! Allah bize bizden önce yaşamış bir topluluğun haberini anlatırken, o haberde kendi hâlimizi görmemizi ve ‘Biz bu yolun neresindeyiz? Bundan ne öğreniyoruz?’ diye sormamızı ister. Bu haberlerden biri, Allah'ın büyük nimetler verdiği Sebe halkının kıssasıdır.

Nimetin bir ‘ayet’, bir işaret diye nitelenmesi üzerinde düşünün. Ondan yararlanıyor, onda Allah'ın lütfunu, kudretini ve rahmetini görüyorlardı. Fakat insan uzun süre bir nimetin içinde yaşayınca ona alışır; belki artık farkına bile varmaz. Sağlıkla uyanır, sağlığını görmez. Musluğu açar, su akar ama bunu düşünmez. Güven içinde gider gelir, güveni unutur. Çocuklarını her gün görür; yüzleri hayatının sıradan bir parçası olur.

İnsan bugün, yıllar önce kavuşmak için Allah'a dua ettiği şeylerle çevrili olduğu hâlde hoşnutsuz yaşayabilir. Çünkü ihtiyaç içindeki günlerini unutmuş, eksiklerine öyle uzun bakmıştır ki elindekileri göremez olmuştur. İşte şükür burada başlar: Söylemeden önce görmekte. Gözlerinin alıştığı şeyin değerini kalbinle yeniden hissetmekte ve bu nimetlerin ardında sana lütufta bulunan bir Rab olduğunu hatırlamakta.

Allah ardından mealen, ‘Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin’ buyurur. Güzel ve temiz nimetler helâldir; onlardan yararlanmak, vereni tanımak ve O'na şükretmekle birlikte olmalıdır. Nimeti alıp vereni unutma. Allah'ın helâl kıldığından yararlan; rahatlığın O'na itaate yardımcı, malın hayra vesile olsun. Eşyalara sahip ol ama eşyaların kalbine sahip olmasına izin verme. [2]

Allah'ın Sebe halkına verdiği nimetler arasında kolay yolculuk ve güvenli yollar da vardı. Yüce Allah mealen, ‘Oralarda geceler ve gündüzler boyunca güven içinde yolculuk edin’ buyurur. Onların nimetlerini okuyup şaşırıyoruz. Oysa biraz dursak kendi hayatımızda da şükre değer neler olduğunu görürüz. Birçoğumuzun evine uzak ülkelerden yiyecekler gelir. Eskiden günler süren mesafeleri birkaç saatte aşarız. Başka bir ülkedeki yakınlarımızla konuşur, aynı anda yüzlerini görürüz. [3]

Suya, ısınmaya ve aydınlatmaya erişiyoruz. Bizden önce yaşamış insanların çoğunun bilmediği eğitim ve tedavi imkânlarına sahibiz. Birimiz internet yavaş diye sıkılabilir; uzaktaki annesinin sesini duyabilme nimetini unutur. Sofrada aynı yemek yeniden çıktığında yakınır; bir zamanlar o yemeği arzuladığı günleri hatırlamaz. Bu küçük duruşlar, nimetleri kalbimizde yeniden görünür kılar. Hâllerimiz birbirinden farklıdır: Aramızda hasta, kaygılı ve ihtiyaç sahibi olanlar var. Şükür, kimseden acısını inkâr etmesini istemez. Acısını hafifletmeye çalışırken elinde kalan iyilikleri de görmesine yardım eder. Eksiklerimizle meşgul olduğumuz için nice yakın nimet kalbimizden uzak kalmıştır!

Sonra Sebe kıssasında onların bu lütfa karşı tutumunu gösteren kısa bir ifade gelir; mealen: ‘Ama yüz çevirdiler.’ Allah'a şükürden ve itaatten yüz çevirdiler; Kur'an'ın anlattığı ceza geldi: ‘Bunun üzerine üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli ağaçlar, ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.’ Ardından Yüce Allah sebebini açıklar: ‘Nankörlükleri yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz nankör olandan başkasını böyle cezalandırır mıyız?’ [4] [5] [6]

Bahçeler değişmeden önce onların yüz çevirmesi vardı. Bu durum, nimetleri vereni unutup nimetlerle yetindiğimizde kalbimiz için kaygılanmamızı gerektirir. Sanki elimizdekiler garantili hakkımızmış, Allah'ın lütfu değilmiş ve bize sorumluluk yüklemiyormuş gibi yaşayabiliriz. Sebe kıssası, Allah'ın cezasının sebebini bize bildirdiği bir haberdir. Onu, her hastanın veya felâkete uğrayan kişinin başına gelenin bir ceza olduğuna hükmetmek için kullanmayız. Kendimizi hesaba çekmek için okuruz: Nimetler Allah ile ilişkimizde neyi değiştirdi?

Kıymetli kardeşlerim! İnsan dünya daraldığında Rabbini hatırlayıp genişlediğinde O'ndan gafil kalabilir. Bu yüzden bolluk zamanlarında Allah ile bağımızı gözden geçirmeliyiz. Rızkımızın artması namaza, sadakaya ve akrabalarımızla ilgilenmeye yardımcı mı oldu? Yoksa meşguliyetimizi artırıp günümüzde Allah için çok az zaman mı bıraktı? Zaman nimetine şükrettik mi? Yoksa erteleme ve ekran başında gezinme arasında geçen vaktin ardından, bize yetmediğinden mi yakındık?

Şükreden kalbin işaretlerinden biri, sürekli söylenme ve bıkkınlığın dilinde azalmasıdır. Elindekini görerek daha iyisi için çalışan insanla yalnızca eksiklere bakan insan arasında fark vardır. İkincisinin her dileği gerçekleştiğinde sıradanlaşır, ardından başkasının elindekini araştırmaya başlar. İyilik bize yakın olabilir; fakat sürekli eksiklere bakmak, sahip olduklarımızı örter. Başkasına verilenlere gözümüzü çevirmeden önce, Allah'ın bize bağışladıkları üzerinde biraz duralım.

Şükrün bir yönü de nimetin sahibini aşarak başkasına ulaşmasıdır. Elimizdekinin değerini hissedince ona ihtiyacı olanı daha kolay fark ederiz. Yemeğin nimet olduğunu bilen aç olanı; evin ve güvenin değerini bilen evini kaybedeni veya korku içinde yaşayanı hatırlar. Çevremizde ihtiyaç sahipleri, yetimler ve yerinden edilmiş insanlar var. Filistin'de ve başka yerlerde yardımımıza ihtiyaç duyanlar bulunuyor. Bizden istenen, dünyanın bütün acısını tek başımıza yüklenmek değildir. Allah'ın bize verdiği lütuftan bir şeyin başkasına ulaşmasıdır.

Bu yalnızca parayla sınırlı değildir. Bilginin şükrü öğretmek, gücün şükrü yardım etmek, vaktin şükrü sana ihtiyaç duyan için zaman ayırmaktır. Bir akrabanı araman, bir komşuya yardım etmen veya bir çocuğa bir saat bir şey öğretmen, bugün yapabildiğin iyilik olabilir. Yapabileceğini ara. Belki hiç gelmeyecek büyük bir işi beklerken yakındaki iyiliği küçümseme.

Yakınımızdaki nimetlerden biri de namaz ve Kur'an için bir araya geldiğimiz, çocuklarımızın öğrendiği, Müslümanın dinini yaşamasına destek bulduğu bir caminin varlığıdır. Bunun şükrü, camiyi ibadetle yaşatmak, korumak; gücümüz ölçüsünde hizmetine, eğitimine ve desteğine katılmaktır. Orada verdiğimiz emeğin etkisi öğrenen çocuklara, iyi arkadaşlık bulan gençlere, kendisine hoş geldin diyen ve dinini öğreten birini bulan yeni Müslümana ulaşır. Bu, görmeye ve bakımında pay üstlenmeye değer bir nimettir.

Bu hafta alıştığın için neredeyse göremez olduğun bir nimeti seç. Bir an dur ve ‘Rabbim, bu Sendendir’ de. Sonra şükrünün bir izi olsun: Merhamet, sadaka, yerine getirdiğin bir hak veya başkasına ulaşan bir iyilik. Sebe kıssası bizi şu soruya çağırıyor: Allah'ın nimetlerini hâlâ görebiliyor muyuz? Onlarla ne yapıyoruz?

Nimet yalnızca ona sahip olmakla tamamlanmaz; vereni tanımak ve doğru kullanmakla tamamlanır. Allah'tan nimetlerini bize göstermesini, bizi şükredenlerden kılmasını, verdiği rızkı bereketlendirmesini ve nimetlerini O'na itaate, kullarına merhamete vesile kılmasını dileriz.

Kaynaklar
[1] Sebe suresi, 34:15.
[2] Sebe suresi, 34:15.
[3] Sebe suresi, 34:18.
[4] Sebe suresi, 34:16.
[5] Sebe suresi, 34:16.
[6] Sebe suresi, 34:17.
